Anayasa Mahkemesi Norm Denetimi Kararları – Anayasa Hukuku

Anayasa Mahkemesi Norm Denetimi Kararları – Anayasa Hukuku

Sümeyye Kırılmaz / Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Kamu Kurumlarındaki Disiplin Düzenlemelerinin Kanunilik İlkesine Aykırı Olmaması

İtiraz konusu kural 11.10.2011 tarihli 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 132 sayılı Türk Standartları Enstitüsü Kuruluş Kanunu’nun 10/A maddesinin mülga yedinci fıkrasına eklenen “…disiplin…” ibaresidir. İtiraz konusu kuralda enstitü personelinin disiplin işleriyle ilgili hususlarının yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.

TSE personeli olan davacı üç yıl kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılması ile TSE yönetmelik hükmünün iptali istemiyle dava açmıştır. Davayı inceleyen Danıştay On İkinci Dairesi itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 38. ve 128.maddelerine aykırılığını ileri sürerek iptal talebinde bulunmuştur.

TSE’nin kuruluş kanunu incelendiğinde kamu tüzel kişiliğine haiz olduğu açıktır. Bu doğrultuda TSE ile personeli arasında kamu hukuku ilişkisi vardır. Kamu hukukunun geçerli olduğu ilişkilerde disiplin hukuku düzenlemelerinin Anayasa’nın 38.maddesine aykırı olmaması gerekmektedir. TSE personeline ilişkin kural, disiplin suç ve cezaları ile ilgili genel ilkeleri ortaya koymamakta; çerçeveyi çizmemekte; disiplin cezalarını gerektiren eylemleri genel hatlarıyla da olsa belirtmemektedir. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçun ve cezanın kanuniliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.

Anayasa Mahkemesi kuralın iptaline karar vermiştir.

(Karar Sayısı: 2018/107)

(132 Sayılı Kanun’la İlgili, 12.02.2019 Tarihli Resmi Gazete ’de Yayımlanan Karar)

Türkiye Kalkınma Bankası’nın Hukuki Statüsünün Farklı Gerekçelerle İncelenmesi

İtiraz konusu kural 4456 sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketinin Kuruluşu Hakkında Kanun’un 15.maddesinin 02.07.2018 tarihli 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 150.maddesinin birinci fıkrasının (e) bendiyle değişiklik yapılmadan önceki ikinci fıkrasında yer alan “…disiplin esasları…” ibaresidir. İtiraz konusu kural banka personelinin disiplin esaslarının yönetmelikle düzenlenmesini öngörmektedir.

Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketinde çalışan davacı yıllık ücret artışından yararlandırılmama ve işten çıkarma cezalarıyla cezalandırılmasına dair kararlar ile kararların dayanağı olan yönetmelik hükmünün iptali talebiyle dava açmıştır. İnceleme yapan Ankara 5. İdare Mahkemesi itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 38. ve 128.maddelerine aykırılığı ileri sürerek itiraz yoluna başvurmuştur.

Türkiye Kalkınma Bankası Başbakanlığın ilgili kuruluşu olarak kurulmuştur. Sermayesinin tamamına yakını kamuya ait olan Bankanın yapmış olduğu birtakım işlemlere vergi, resim ve harç muafiyeti tanındığı gibi taşınır ve taşınmaz mallarının haczedilmeyeceği düzenlenmiştir. Ayrıca Bankaya ait her türlü taşınır ve taşınmaz mal, para ile her türlü hak ve alacak devlet malı hükmündedir. Banka personelinin hizmete alınışı, görev ve yetkileri, disiplin esasları, yükümlülükleri Bakanlar Kurulu kararı ile çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür.

Bankaya ve Banka personeline ilişkin düzenlemeler gözetildiğinde Banka ile personelini arasındaki ilişkinin kamu hukuku ilişkisi olduğu açıktır. Kamu hukukunun geçerli olduğu ilişkilerde disiplin hukuku düzenlemelerinin Anayasa’nın 38.maddesine aykırı olmaması gerekmektedir. İtiraz konusu kural yaptırım türlerini ve yaptırım konusu eylemleri belirlemediğinden ilgililerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun uygulanacağını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanınmamaktadır. Bu nedenle kural suçun ve cezanın kanuniliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.

Açıklanan nedenlerle Anayasa Mahkemesi kuralı Anayasa’nın 38.maddesine aykırı bulmuştur.

Üye Serruh Kaleli iptal görüşüne farklı gerekçeyle katılmıştır. 4456 sayılı Kanun kapsamında kamu görevlisi olan Türkiye Kalkınma Bankası personelinin disiplin suç ve cezalarına ilişkin düzenlemelerin kanunla yapılması gerektiğini belirterek aksi yönde yapılan düzenlemenin Anayasa’nın 128.maddesine aykırı olacağını belirtmiştir.

Üye Hicabi Dursun, Rıdvan Güleç ve Recai Akyel iptal görüşüne katılmamış ve karşı oy gerekçelerini sunmuşlardır. Banka, mülga 4456 sayılı Kanun’la düzenlenen hususlar dışında Bankacılık Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde özel hukuka ve özel işletmecilik esaslarına tabi olarak faaliyet yürütmektedir. Özel hukuk hükümlerine bağlı tutulan ve kamu iktisadi teşebbüsleri hakkındaki hukuki rejime tabi olmadığı açıkça hükme bağlanan Bankanın yürüttüğü hizmet, Anayasa’nın 128.maddesi kapsamında genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken görevlerden sayılmaz ve personeli de aynı madde kapsamında memur ya da diğer kamu görevlisi olarak değerlendirilemez. Bu bağlamda kamu görevlisi olmayan Banka personelinin disiplin esaslarının yönetmelikle düzenlenmesinin öngörülmesinde Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Kuralın Anayasa’nın 38.maddesine aykırı olduğu yönündeki çoğunluk görüşe katılmamışlardır.

(Karar Sayısı: 2018/112)

(4456 sayılı Kanun’la ilgili, 13.02.2019 Tarihli Resmi Gazete’de Yayımlanan Karar)

İlk Defa İstinaf Mahkemesi Tarafından Verilen İki Yıla Kadar Hapis Cezalarının Temyiz Edilmeyeceğini Düzenleyen Kuralın İptali

İtiraz konusu kural 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286.maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendidir. Kural, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulmayacağını düzenlemiştir.

Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında verilen beraat kararına karşı Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine verilen mahkûmiyet kararının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1.Ceza Dairesi itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 36.maddesine aykırılığını ileri sürerek iptal kararı talebinde bulunmuştur.

Anayasa’nın 36.maddesi hak arama hürriyetini düzenlemiştir. Hak arama hürriyeti, hükmün denetlenmesini talep etme hakkını güvence altına almıştır. Hükmün denetlenmesi kanun koyucu tarafından bazı sınırlamalara tabi tutulabilir ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13.maddesinde öngörülen ölçütlere uygun yapılması gerekir. İtiraz konusu kuralın amacı yargılamanın makul süre içinde tamamlanması ve usul ekonomisinin sağlanması olduğu anlamı çıkartılabilmektedir. Yapılan sınırlandırılmanın anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı görülmektedir. Ancak açıklanan amacın elverişli ve gerekli bir araç olduğu söylenemez. Orantılılık yönünden yapılan denetimde Anayasa Mahkemesi itiraz konusu kuralın hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımını içeren suçları kapsadığını ve bu yaptırımın hafif nitelikte olmadığını belirmiştir. Yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılması ve usul ekonomisinin sağlanması amacıyla da olsa hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümlerinin denetimine tabi kılınmamasının sanığa aşırı külfet içereceği açıktır. Bu doğrultuda kuralın orantısız bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmünün onanması ile beraat kararının bozulması üzerine ilk defa verilen mahkûmiyete ilişkin kararlar arasında ayrım yapılmaksızın bölge adliye mahkemesinin kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara karşı temyiz yolunun kapalı olmasını öngören kuralın bütünüyle iptali gerekir.

Anayasa Mahkemesi oy çokluğu ile itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 36.maddesine aykırı olduğu kanısına varmıştır.

Üye Rıdvan Güleç ve Hicabi Dursun iptal kararına katılmamış ve karşı oy gerekçelerini sunmuşlardır. Anayasa’nın 36., 154. ve 155.maddelerinin birlikte yorumunun Anayasa’nın mahkemelerce verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını Anayasa’nın 36. Maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamında güvenceye kavuşturduğu yönündeki çoğunluk görüşü (§ 10) isabetli olmakla birlikte bu hak, devletin yargılama düzenine ilişkin diğer Anayasa kuralları ile birlikte değerlendirilmelidir. Anayasa’nın 154. ve 155.maddeleri adli ve idari yargıda ilk derece mahkemesince verilen hükmün başka bir yargı mercii tarafından denetlenmesi gerekliliğini düzenlemiştir. Bu denetimin içeriği konusunda Anayasa’da herhangi bir hükme yer verilmemiş olup kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Kanun koyucu tarafından yapılacak düzenlemeler, hem ilk derece mahkemesince verilen hükmün denetlenmesini öngören Anayasa’nın 154. ve 155.maddelerinin gereklerini hem de yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını düzenleyen Anayasa’nın 141.maddesinin (4) numaralı fıkrasının gereklerini karşılamalıdır. Bu doğrultuda iptal edilen kural Anayasa’nın 154. ve 141/4.maddelerinin gereklerini karşılamaktadır. Açıklanan nedenlerle kuralın Anayasa’nın 36.maddesine aykırı olduğu çoğunluk görüşe katılmamışlardır.

(Karar Sayısı: 2018/71)

(5271 Sayılı Kanun’la İlgili, 15.02.2019 Tarihli Resmi Gazete ‘de Yayımlanan Karar)

 

 —

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararları – Anayasa Hukuku

Oylum Çelik / Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Yargıtay Daireleri Arasındaki Görüş Ayrılığı Giderilmeden Davanın Reddedilmesi Nedeniyle Hakkaniyete Uygun Yargılama Hakkının İhlal Edilmesi

Başvurucu, bir vakıfta hizmet sözleşmesine dayalı şekilde çalışmaktadır. Çalıştığı yerin bir bakanlığın genel müdürlüğüne bağlı kamu kurumu niteliğinde olduğunu belirten başvurucu, 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca ilave tediye (kamu işçilerine ödenen ikramiye) alacağının ödenmesi amacıyla ilgili Vakıf’a başvuruda bulunmuştur.

Vakıf’tan red kararı alınca, Başvurucu alacağını almak üzere Vakıf aleyhine dava açmıştır. Başvurucu, aynı işyerinde benzer koşullarda çalışan işçilerin ayrı ayrı açtığı davalarda ilk derece mahkemesince işçiler lehine karar verildiği, davalı Vakıf’ın İstinaf başvuruları sonucunda Bölge Adliye Mahkemeleri’nin farklı dairelerinde farklı kararlar verildiğinin bunun da Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığından kaynaklandığını iddia etmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararında, Yargıtay daireleri arasındaki derin ve süregelen içtihat farkının BAM daireleri arasında da sürdürüldüğü saptanmıştır. Öte yandan Yargıtay, işveren konumundaki vakıfların hukuki statüsünün belirlenmesi amacıyla içtihadı birleştirme yoluna gitmiş ve anılan kararda vakıfların özel hukuka tabi tüzel kişi olduğu tespiti yapılmışsa da çalışan personel hususunda bir değerlendirme yapılmamıştır.

Derin ve süregelen farklılıkları ortadan kaldırmaya elverişli bir mekanizma niteliğindeki içtihadın birleştirilmesi yoluna gidilmemesi nedeniyle varılan sonucun başvurucu için öngörülemez olduğu ve bu hususun hükümden bağımsız olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.

(Yasemin Bodur, B. No: 2017/29896, 25/12/2018, § …) Resmi Gazete Tarihi – Sayısı 22/02/2019 – 30694)

Temyiz İsteminden Feragat Dilekçesi Dikkate Alınmayarak Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edilmesi

Başvurucu Şirket ve diğer davalılar aleyhine iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davası açılmıştır, yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalılar tarafından hüküm temyiz edilmiş ise de dava dosyasının ilgili Yargıtay Dairesine gönderilmesi sonrasında başvurucu Şirketin de aralarında bulunduğu davalılar, vekilleri aracılığıyla UYAP üzerinden gönderdikleri dilekçede; davacılar ile sulh olduklarından temyiz istemlerinden feragat ettiklerini belirterek buna göre feragat taleplerinin kabulüne karar verilmesini istemişlerdir. Daire, temyiz isteminden feragat dilekçesini değerlendirmeden hükmü onamış ve onama harcının hükmü temyiz edenlere yükletilmesine karar vermiştir.

Yargısal süreç devam ederken başvurucunun sunduğu davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunduğu anlaşılan temyizden feragat dilekçesinin Daire tarafından işleme alınmamasının sebebi belirtilmediğinden feragat talebinin incelenip incelenmediği de anlaşılamamaktadır. Bir başka ifadeyle davanın sonucuna etkili olan feragat dilekçesinin değerlendirilmemesine ilişkin makul, ilgili ve yeterli bir yanıt verilmeden sonuca ulaşıldığı görülmektedir.

Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

(Sentez Reklam ve Tanıtım Hizm. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/337, 10/1/2019, § …)

İhtiyati Tedbirin Makul Süreyi Aşması Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edilmesi

Olayda başvurucunun taşınmazının tapu kaydına 2.10.2007 tarihinde ihtiyati tedbir şerhi konulmuş ve bu şerh ancak 20.2.2015 tarihinde kaldırılabilmiştir. Dolayısıyla olayda mülkiyet hakkını sınırlandıran tedbir sürecinin yaklaşık 7 yıl 4 ay sürmüştür. Bu tedbir süreci bir bütün olarak ele alındığında söz konusu süre makul değildir. Bu durumda mülkiyet hakkını sınırlandıran tedbirin başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğinden mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir.

(Atakan Orhan, B. No: 2015/467, 22/1/2019, § …)

Milletvekili Adaylığı İçin İstifa Eden Kamu Görevlisinin Mesleğe Dönüş Talebinin Reddi Nedeniyle Seçilme Hakkının İhlal Edilmediği

Başvurucu, bir büyükşehir belediyesinin hukuk müşavirliğinde avukat kadrosunda çalışırken milletvekili seçimlerinde aday olmak için idareye müracaat ederek görevinden ayrılma isteğinde bulunmuştur. İdare tarafından başvurucunun isteği kabul edilmiş ve başvurucu görevinden ayrılmıştır. Bu dönemde başvurucu, herhangi bir partiyle milletvekilliği için bir anlaşmaya varamamıştır. Milletvekili listeleri kesin olarak açıklandıktan sonra göreve dönüş talebinde bulunmuştur.

İdare, bağımsız aday veya herhangi bir siyasi partiden aday ya da aday adayı olunduğuna dair belgenin getirilmesi hâlinde atama yapılacağını belirterek başvurucunun talebini reddetmiştir.

Başvurucunun, bu işleme karşı İdare Mahkemesinde açtığı iptal davası reddedilmiştir. Temyiz başvurusu üzerine karar, Danıştay tarafından onanmıştır.

Başvurucu; milletvekili adayı olmak için görevinden ayrılması sonrası aday adayı ya da aday olmadığı için görevine tekrar kabul edilmemesi nedeniyle seçilme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkeme, başvurucunun görevden çekilme sonrasında aday veya aday adayı olmaması durumunda mesleğe geri dönemeyeceğini bilebilecek durumda olduğu göz önünde bulundurmuştur.

Mahkeme kararında, başvurucunun seçilme hakkına yönelik müdahalenin seçilme hakkını aşırı derecede sınırlamadığı ve kamu hizmetlerinin sürekliğini sağlamaya yönelik meşru amaç karşısında orantısız olmadığı kanaatine varmıştır.

(Mustafa Hamarat B. No: 2015/19496, 17/1/2019, § )  Resmi Gazete Tarihi – Sayısı
15/2/2019 – 30687)