Hukukta Kendine Yer Arayan Hayvan Haklarına Hukuki ve Tarihsel Bir Yaklaşım

Hukukta Kendine Yer Arayan Hayvan Haklarına Hukuki ve Tarihsel Bir Yaklaşım

Cemile Nur YILDIZ / Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Hukukun varlığı ile ortaya koyduğu özelliklerinden biri de muhakkak himayesindekilere koruma sağlıyor olmasıdır. İnsanlar olarak en başta hukukun koruması altına girerek yaşama hakkımızı güvende tutuyoruz ve bunun bir ihtiyaç gereği ortaya çıktığı birçok düşünür tarafından da tartışılmıştır. Hammurabi kanunlarından günümüze kadar insanların aradığı düzen ihtiyacı da hukuk ile giderilmektedir. Fakat elbette her an gelişen bir dal olarak hukuk biliminde yakın zamana kadar geride kalan bir kısım mevcuttur ama kendini sürekli yenileyen toplum ile o da gün yüzüne çıkmaktadır.  4.kuşak hakların oluşumunun da bir parçası olan çevre faktörü ile, yaşanılan Dünya’da yalnızca insanların hukuku olmayacağı fark edilmeye başlanmıştır.

Bu gelişen düşünceler ve bir yandan hayatların refaha ulaşması; insana dair birçok konuda uzun zamandır yapılan çalışmalar, geride kalan Dünya’nın bütününe gözlerin çevrilmesini sağlamıştır. Ve hak ettikleri değer ve haklar hukuk eli ile diğer sujelere de verilmek istenmektedir. Ülkemizde iyiden hassasiyetin arttığı son birkaç yıldır yükselen seslerin de duyurulmasıyla hayvan haklarının da hukukun çok daha sağlam bir seviyesine yerleştirilmesi gayesi mevcuttur.

Maalesef insan haklarının teorik ve pratik açısından gelişimi elbette zamanlar almış, insanın asıl değerinin hak ettiği yeri kazanması büyük mücadeleler sonucu olmuştur. Bu örnek, insan dışı bir türün gerekli korumayı görmesi için gereken mücadelenin de bir zorlu izdüşümüdür. Hayvanların korunmasına dair çıkarılan ilk düzenleme İngiltere’de 1822 yılında yapılmıştır. En önemlisi ne kadar erken dönemde bir düzenleme olması değil, hayvanların duygulu varlıklar olduğu ve eşya olmadığı kabul edilmiştir. Bununla birlikte mümkün olan standartta haklarının korunması yükümlülüğüne değinilmiştir. Ciddi ve hızlı bir ilk adım olan bu kanun, hayvanların korunmasına dair genel düzenlemeyi 1911 yılındaki parlamento tarafından kabul edilen  Protection of Animals Act ile sağlamıştır.

Özellikle buna değinerek giriş yapmak istememdeki en büyük sebep hala tartışma konusu olan Türk Medeni Kanunu’nda hayvanların, vasıflandırmada eşya olarak kabul ediliyor oluşu ve yüz yıl önceki Britanya’da dahi eşyadan farklı olduklarının yasal düzenlemelere yansımış olmasıdır. Elbette doktrinimizde bu düzenlemeyi eleştiren yorumlar yer almakta, hayvanların eşya olmadığını savunan birçok görüş bulunmaktadır. İsviçre ve Almanya’da da eşya kategorisinden çıkarılsa da, kısmı hukuk öznesi, atipik eşya olarak nitelendirenler de vardır.

1978 yılında Paris’te Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edilmiştir. Evrensel Bildirge’de; insanların yanlarına aldıkları bütün hayvanların, doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahip olduğu, toplu hayvan katliamlarının soykırım suçu sayılacağı ,zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesinin yaşama karşı suç olacağı kabul edilmiştir.

Türk Hukuk Sistemi’nde Hayvan Hakları

Türk hukuk sistemine geldiğimizde ise; 2004 yılında 51999 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kabul edilmiştir. Dikkat çeken önemli eksikliklerden biri de hayvan hakları ihlallerinin suç sayılmaması ve yaptırım olarak hapis cezasına yer verilmiyor olmasıdır. Türk Ceza Kanunu’nda ev hayvanı gibi sahipli hayvanları öldürmek ya da onlara zarar vermek mala zarar verme suçu olarak düzenlenmiştir (TCK m. 151/II).

Hayatımızdaki örnekleri fazlasıyla olan ve artarak devam eden hayvanlara karşı kabul edilemez muamelelere, toplumumuzun hassasiyeti giderek arttı. Günümüzde bununla birlikte yeni gelişmeler olmakta ve eski düzenlemelerin de revize edilmesi için çabalar hala devam etmektedir. Eleştiri alan düzenlemelerle birkaç noktaya değinelim.

Orduevi nizamiyesinde bir kediye 3 Aralık’ta işkence yapan 25 yaşındaki er Taner H. 4 Aralık’ta gözaltına alınmış, aynı gün ‘mala zarar verme’ suçlamasıyla çıkarıldığı mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Taner H.’ye Hayvanları Koruma Kanunu ve Kabahatler Kanunu uyarınca da 2 bin 252 lira da para cezası kesildi. Buna en büyük etken de kedinin sahipsiz hayvan kategorisinde oluşudur.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi(ESOGÜ) Edebiyat Fakültesi öğrencisi C.A.’nın, bir kediyi işkence ederek öldürdüğünü gösteren görüntüler Türkiye’nin gündemine oturdu. Eskişehir Emniyet Müdürlüğü’nün ‘Facebook’ sayfasına pek çok ihbar gelirken, öğrencinin cezalandırılması istendi. Sömestr tatilini geçirdiği Bartın’da gözaltına alınan öğrenci, Kabahatler Kanunu’na göre 500 TL para cezası ile serbest bırakıldı.

Daha binlerce medyaya yansıyan ve yansımayan işkenceler, ölümler meydana gelmiştir. Elbette tepkiler çoğalmış ve hayvanlara karşı kötü muamelelerin TCK kapsamında suç sayılması talep edilmiştir. Yukarıda verdiğim iki örnekte de sahipsiz hayvanları öldürmek ya da akıl almaz eziyetler etmek kişilerin yalnızca kısa gözaltı kararları ve Kabahatler Kanunu’na göre cüzi bir rakam olan idari para cezası ile sonlanmıştır. Oysaki cezaların caydırıcı olmaları, fonksiyonlarından biriyken maalesef  bu uygulamada bir caydırıcılığın olmadığı görülmektedir ki insanlar korkusuzca hırslarını hayvanlardan çıkarıp bunları rahatlıkla sosyal medyadan tüm kamu oyuna sunma cesaretine de sahip olmuşlardır. Maalesef yakın zamanda ünlü kişiler eliyle sözde fenomen olan bir kişinin sahibi olduğu papağana yaptığı eziyeti sosyal medya hesabından paylaşması gelinen son noktayı göstermiş oldu. Yürürlükteki düzenlemeye göre göz göre göre milyonlarca kişinin tanık olduğu bir işkence faili yalnızca eğer şartlar sağlanırsa hayvan sahipli olduğu için mala zarar verme suçundan mağdurun şikâyetince yargılanabilecektir. Kötü bir döngüdür ki maalesef eziyet eden kişi sahibi olduğu için şikâyet şartı dahi yerine getirilemeyecektir. Tüm bu şahit olunan insanlık dışı muameleler mevzuattaki eksikleri bir kez daha görünür kılmış ve eleştirilerin haklılık payını ortaya koymuştur.

HKK’da Değişiklik Öngören Tasarılar

Tüm partilerin üzerinde uzlaştığı “Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” 2011’de başbakan Erdoğan tarafından imzalanarak Meclis Başkanlığı’na sunulmuştu. Tasarı 2012’de ve 2014’de kamuoyunda çokça tartışılmış fakat Tasarı 2014’ten bu yana askıdaydı. Yakın zamanda ise Hayvanları Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Adalet Bakanlığı’nca hazırlandı ve bir ay içinde görüş belirtmeleri için Cumhuriyet Savcılıklarının Adalet Komisyonlarına yollandı. Yeni tasarıda hayvanlara karşı gerçekleşen zarar verici eylemler “kabahat” değil, “suç” olarak tanımlanıyor. Her ne kadar bu STK’lar tarafından arzulanan bir şey olsa da, değişikliğin yalnızca isimde kaldığı, para cezalarının yine yeteri kadar caydırıcı olmadığının, çok nadir hapis cezası verilebileceğinin ve birçoğunun da cezanın ertelenmesi kapsamında kalacağı eleştiriler arasındadır.

Tasarıya göre, hayvanlara karşı işlenen suçlarda para cezaları arttırılıyor ve tasarıda şu maddeler yer alıyor:

* Sahipli veya sahipsiz hayvana acımasız ve zalimce muamelede bulunan veya eziyet eden ya da bu hayvanı haklı bir neden olmaksızın öldüren kişi dört aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılacak.

* Nesli tükenme tehlikesi altında hayvanı öldüren kişi 3 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 500 günden 5 bin güne adli para cezasıyla cezalandırılacak.

* Birden fazla hayvana karşı işlenen suçlarda ceza yarı oranda arttırılıyor.

* Hayvan dövüştürenler 2 aydan 2 yıla kadar hapis ve para cezasına çarptırılacak.

* Suç sahipli hayvana karşı işlenirse, soruşturma hayvanın sahibinin şikayetine bağlı olacak.

* Sahipsiz hayvana karşı suçlarda, Bakanlığın savcılığa başvuru yapması gerekiyor ve başvuru muhakeme şartı niteliği taşıyor. Her ne kadar yukarıda sahipsiz ve sahipli hayvana karşı kötü muamele ayrımı kalkmış gibi olsa da bu dava şartı yine eleştiri almaktadır ve tasarının amacını kısıtladığı belirtilmektedir.

Bünyesinde 300’e yakın sivil toplum kuruluşu ve oluşumu barındıran Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu hayvanların gerekli korumayı elde etmeleri için çalışmalar yapmaktadır. Kendilerinin dile getirdiği en büyük eksiklik maalesef bu konuda çalışma yapan binlerce STK varken görüşleri alınmadan kamunun infialini bastırmak adına düzenlemeler yapılmasıdır ve tasarıya dair bundan kaynaklı eksiklikler dile getirilmiştir.

Mesela;  Pitbull Terrier, Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek 5199 Hayvanları Koruma Kanunu’nda yasaklanmış ve yeni tasarı ile cezası 7000 lira olarak belirlenmiştir fakat hala hayvana tecavüz hayvanla cinsel ilişki olarak tanımlanmakta fiili, daha çok suçtan çıkarıp kabahat seviyesinde tutmakta ve ceza olarak da 2000 lira ile yetinilmektedir.

Bir diğer konu ise yaz döneminde fazlaca dile getirilen faytonlarda çalıştırılan atların durumu ve pet shoplarda hayvan satımına devam edilmesine dair eleştirilerdir. Pet shoplarda satış için yetkililer tarafından belli kriterler getirilebileceği dile getirilse de hayvan hakları savunucularının beklediği ise tüm ticaretin yasaklanmasıdır. Çalıştırılan atlara geldiğimizde ise 5199 sayılı HKK’ da M14/b bendinde hayvanların gücünü aştığı açıkça belli olan fiillere zorlanması yasak fiillerden sayılmıştır fakat cezai hükümlerin yer aldığı ve yeni tasarı ile cezası artırılacak olan bu fiile  2000 lira idari para cezası öngörülmektedir.

Bu eleştiriler ele alınarak yapılan her yararlı düzenleme ve insanların özverisi, gayreti ile  umuyorum ki hayvanlar da Dünya’da insanlarla yaşam mücadelesi veren diğer özneler olarak hukuk tarafından gereken asıl korumaya ulaşacaklardır.

 

Kaynakça