Anayasa Hukuku Bülteni Aralık 2019

Sümeyye Kırılmaz-Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi 

Etkili Soruşturma Başlatılmamasının Hakkın Usuli Yönden İhlal Edilmesi

Başvurucu, yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşüne yapılan müdahale sırasında gösterici olmayıp sadece yürüyüşü izlemek amacıyla orada bulunmaktadır. Müdahale sırasında gaz fişeğiyle yaralanan başvurucu, derhâl ve resen bir soruşturma başlatılmadığından kötü muamele yasağının usuli yönden ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkeme, başvurucunun darp edildiğinin hastane muayene defterinde mevcut olduğunu ve bu durumdan kamu makamlarının haberi olmasına rağmen Savcılığa bildirilmemesinin resen ve derhal soruşturma başlatılma yükümlülüğünün sağlanmadığına kanaat getirmiştir. Etkili bir soruşturma başlatılmadığından kötü muamele yasağı usuli yönden ihlal edilmiştir. (Sami Çelik Başvurusu, B. No:2016/1559, Karar Tarihi:19/11/2019)

Nafaka Miktarının Elde Edilen Gelirden Fazla Olmasının Maddi ve Manevi Koruma ve Geliştirme Hakkının İhlali 

Başvurucu, elde ettiği gelirden daha fazla nafaka ödemesini ekonomik geleceği üzerinde önemli bir etki bıraktığını iddia ederek maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği yönünde Mahkeme’ye başvurmuştur. Mahkeme yaptığı incelemede derece mahkemesinin başvurucunun ekonomik durumunu tam olarak araştırmadığını hatta başvurucunun maaşının bile saptanmadığı belirtmiştir. Yargıtay tarafından da bu konuda herhangi bir inceleme yapılmamıştır. Açıklanan sebeplerle Mahkeme, başvurucunun maddi ve manevi koruma ve geliştirme hakkının korunmasına ilişkin usuli güvencelerin sağlanmadığını yani hakkın kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin kamu makamlarınca yerine getirilmediği sonucuna varmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun maddi ve manevi koruma ve geliştirme hakkı ihlal edilmiştir. (İbrahim Acar Başvurusu, B. No:2016/3140, Karar Tarihi:07/11/2019)

Bebeğin Bakımı İçin İnfaz Erteleme Talebinin Reddi Sebebiyle Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edilmesi

Başvurucu, ceza infaz kurumunda doğum yapmış ve ceza infaz kurumunun koşullarının bebeğinin sağlık durumunu olumsuz etkilediğini belirterek infazın ertelenmesini talep etmiştir. 

Başvurucunun nitelikli hırsızlık suçundan hapis cezalarının olması ve bu durumun başvurucunun neden tehlikeli bir hükümlü sayılması gerektiğine dair Başsavcılık tarafından yeterli bir gerekçe sunulmamıştır. 

Mahkeme, çocuğun yüksek yararının gözetilmesi gerektiğini ve ceza infaz kurumu koşullarının çocuğun en az düzeyde etkilenmesini sağlayacak tedbirlerin alınması gerektiğini vurgulamıştır.

Somut olayda kamu makamları tarafından yapılan incelemede koğuşun mevcudu ve Kurumun fiziki yapısının çocuğun gelişimi ve yaşamı için uygun olmadığının kabul edilmesine rağmen infaz erteleme talebi reddedilen başvurucunun çocuğunun yüksek yararının gözetilmediği belirtilmiştir. Açıklanan sebeplerle Mahkeme, aile hayatına saygı hakkinin pozitif yükümlülükler çerçevesinde ihlal edildiğini belirtmiştir. (Şükran İrge Başvurusu, B. No:2016/8660, Karar Tarihi:7/11/2019)

Eleştiri Yazısı Sebebiyle Cezalandırılan Gazetecinin İfade Özgürlüğünün İhlal Edilmesi

Gazeteci olan başvurucu hakkında, yazdığı eleştiri yazısı nedeniyle adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin olarak HAGB kararı verilmiştir. Başvurucu bu durumun kendisinin itibarını zedelediğini belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkeme öncelikle başvurucu ve müştekinin toplumsal konumlarını incelemiştir. Müştekinin kamuoyunca uzun zamandır bilindiği ve tanındığını belirterek müştekinin sade bir vatandaşa göre yapılan eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiğini vurgulamıştır.

Mahkeme, derece mahkemesinin yazının içeriğini ve bağlamını bütüncül bir şekilde değerlendirmediğini hatta yazı içeriğinden de alıntı olduğu kolayca anlaşılabilen ifadeleri değerlendirme kapsamına bile almadığını belirtmiştir.

Son olarak mahkeme, başvurucunun ifade özgürlüğü ile kamunun ve müştekinin arasında adil bir denge kurulmadığını belirterek ifade özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. (Erbil Tuşalp Başvurusu, B. No:2015/2595, Karar Tarihi:23/10/2019)

 Zeynep Aydın- Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Bir İnternet Haber Sitesine ve Sosyal Medya Hesabına Tamamıyla Erişimin Engellenmesine Karar Verilmesinin Basın Özgürlüğünü İhlal Etmesi

Başvurucu, toplumsal yaşamın her alanına yönelik olarak sosyalist perspektifle yazı, röportaj ve haberlerin yayımlandığı bir sitenin sahibidir. Aynı zamanda bu siteye bağlı bir Twitter hesabının olduğunu, sitede paylaşılan haber ve yazıların burada da paylaşıldığını belirtmiştir. 

Bahsi geçen Twitter hesabının da aralarında bulunduğu 29, bahsi geçen internet sitesinin de aralarında bulunduğu on dokuz internet adresi; Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünün talebi ve kapatılan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın yazısı ile erişime engellenmiştir.

TİB, erişimin engellenmesi kararlarını Gölbaşı Sulh Ceza Hakimliği’nin onayına sunmuştur. “Bahse konu içeriklerin şiddete ve suça teşvik eden, kamu düzenini tehdit eden içerikler ile yaşam hakkı ihlaline sebebiyet vermesi” sebebiyle erişimlerin engellenmesine karar verilmiştir. Başvurucunun yaptığı itirazlar Ankara 5.Sulh Ceza Hakimliğince reddedilmiştir.

Ancak Başvurucu, söz konusu tedbirlerin hangi gerekçeyle alındığının açıklanmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, tedbir kararlarının sansür niteliğinde olduğunu ve ifade özgürlüğüne yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğunu belirterek ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini, erişimin engellenmesi kararlarına itirazın yine başka bir Sulh Ceza Mahkemesinde karara bağlanmasının Anayasa’nın 36.maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Karara göre ne idari makamlarca ne derece mahkemelerince gözetilmesi gereken hususlar değerlendirilmiştir. Adreslerde yer alan içerikler ile sınırlama sebebi arasındaki ilişkiyi ortaya konulamamıştır. 

Başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kaynaklarından kaynaklandığı belirtilmiştir. İlgili derece mahkemelerinin ortaya konulan kriterlerle yeniden yargılama yapması gerektiği sonucuna varılmıştır. 

(Tahsin Kandamar, B. No: 2016/213, Karar Tarihi:28/11/2019)

Tarla Vasfını Haiz Taşınmazın Bir Bölümü Üzerinden Kamulaştırma Yapılmaksızın Enerji Nakil Hattı Geçirilmesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edilmesi

Başvurucuların Diyarbakır’daki tarla niteliğindeki taşınmazının belirli bir kısmının üzerinden kamulaştırma yapılmadan veya idari irtifak tesis edilmeksizin enerji nakil hattı geçirilmiş, ayrıca anılan kısma elektrik direği dikilmiştir.

Başvurucu Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.(DEDAŞ) aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır. Başvurucu dilekçede, taşınmazının yerinin merkezi nedeniyle diğer taşınmazlardan daha değerli olduğunu, tazminat ve ecrimisil ödenmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı idare ise savunmasında davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, el atılan alanın taşınmaz içinde olmadığını ileri sürmüştür.

Mahkemece bilirkişilerle beraber keşif yapılmıştır. Ziraat ve mülk uzmanı teknik bilirkişi kurulunun raporunda, taşınmazın kuru tarla olduğu belirtilerek net gelir yöntemine göre irtifak hakkı bedeli hesaplanmıştır. Mahkeme, el atılan kısmın başvurucu adına olan tapu kaydının iptali ile TEDAŞ Genel Müdürlüğü lehine irtifak hakkı tesis edilerek tapuya tescil edilmesine karar karar vermiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesi Mahkeme kararını onamıştır.

Başvurucu ilk olarak taşınmazına kamulaştırma usullerine uyulmadan el atıldığından yakınmıştır. Başvurucu kamulaştırmasız el atmanın kanunilik ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu sonuç olarak mülkiyet hakkı ile kamulaştırma ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Taşınmazın alt veya üst katmanlarına el atılması mülkten kısmen yoksun bırakma sonucuna yol açmaktadır. Bu suretle mülk sahibi taşınmazın bir bölümü olan üstündeki hava veya altındaki arz katmanından mahrum kalmaktadır. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda belirlenmiş süreçler takip edilmeden başvurucunun mülkiyetinde bulunan taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı yargı kararıyla da sabittir.

Kamulaştırmasız el atma uygulaması Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yanında doğrudan 46. maddesine aykırı olarak mülkiyet hakkının ihlaline yol açan çok önemli bir sorundur.

Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. (Muhubet Sever, B. No: 2017/35081, Karar Tarihi:27/11/2019)

Zilyetliği Kazanılan Ancak Sit Alanı İlan Edilen Taşınmazın Hazine Adına Tescili Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edilmesi

Başvurucu Köy Senedi ile tapusuz taşınmazı önceki zilyetlerinden satın almıştır. Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu taşınmazı birinci derece doğal ve birinci derece arkeolojik sit alanı olarak tespit etmiştir. Daha sonra Kurul, derecesini ikinci derece olarak değiştirmiştir. 

Başvurucu, satın olmuş olduğu bu yer üzerine tek katlı kârgir ev inşa ederek kullanmaya başlamıştır. Bu taşınmaz, bahçe vasfı ile Hazine adına tespit edilmiştir. Tutanak bu belirlemeyi içermesine rağmen sit alanı içinde kalan taşınmazların zilyetlikle kazanılması mümkün olmadığından taşınmaz Hazine adına tespit edilmiştir.

Başvurucu, taşınmazın yüz yılı aşkın süredir özel mülk niteliğinde olduğunu ileri sürerek tapuda adına tesciline karar verilmesi talebiyle tespite itiraz etmiştir. Alanda keşif yapılıp taşınmazın niteliği ve başvurucu lehine kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmeye çalışılmıştır. Teknik bilgisine başvurulan ziraatçi bilirkişi taşınmazın yirmi beş yıldan az olmamak üzere tarım arazisi niteliğinde olduğunu, arkeolog bilirkişi de sit alanı içinde kaldığını bildirmiştir.

Mahkeme, birinci derece doğal sit alanı içinde kalan yerlerin zilyetlikle kazanılamayacağı gerekçesiyle davayı reddetmiş ve taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermiştir. Hüküm başvurucu tarafından temyiz edilmiş, hüküm bozulmuş ve mahkeme ikinci kez keşif yapmıştır. Mahkeme ikinci kez davanın reddine karar vermiştir. Hüküm başvurucu tarafından temyiz edilmiş, Daire hükmü onamıştır.

Başvurucu, anılan hususlarla uyuşmazlık konusu taşınmazın arkeolojik ve doğal sit alanı olarak ilanından önce zilyetlikle kazanma koşulları gerçekleştiğinden Hazine adına tespitine ve sonrasında mahkeme kararıyla tesciline karar verilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Başvurucunun kadastro öncesinde tapusuz olan uyuşmazlık konusu taşınmazın zilyedi olduğu ve derece mahkemelerinin içtihatları uyarınca taşınmazın tapuda adına tescil edilmesi hususundaki beklentisinin meşru bir temele dayandığı tartışmasızdır. Bu itibarla somut olay bakımından başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korunması gereken bir menfaatinin mevcut olduğu değerlendirilmiştir.

Başvurucunun zilyetlikle kazanma koşullarına sahip olduğu taşınmazın niteliği, idare tarafından değiştirilerek bu yolla kazanılmaya engel olacak şekilde arkeolojik sit alanı içine alınmış ve tespitin iptaliyle adına tapuya tescil talebi de reddedilmiştir. Dolayısıyla kamu makamlarınca yapılan bu işlemlerin başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmiştir.

Kadastro Mahkemesi kararının başvurucunun iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli ve uygun bir gerekçe içermediği, kadastro tespiti işlemine karşı mülkiyet hakkının korunması bağlamında usule ilişkin güvencelerden başvurucunun yararlandırılmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmuştur.

Yeniden yargılama sürecinde mahkemelerce yapılması gereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibaret görülmüştür. (Kemal Yılmaz Başvurusu, B. No:2016/6320, Karar Tarihi:24/10/2019)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir