Ceza Hukuku Bülteni Aralık 2019

Son Sözün Sanığa Verilmesi, Müdafaa Bakımından Çok Önemlidir!

Mahkemece görülen davada, kasten yaralama suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin karar temyiz edilmiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesince “sanıkların üzerlerine atılı kasten yaralama suçunun sabit olması karşısında katılanın yüzünde sabit iz sonucu var olup olmadığına ilişkin kati rapor alındıktan sonra sanıkların cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Milas (kapatılan) 5. Asliye Ceza Mahkemesi bozmaya direnerek sanıkların beraatine karar vermiştir. Yargıtay Birinci Dairesince dosya iade olunmuş, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve dosya kapsamında sanıklara söz verilmeden duruşmanın bitimine direnme kararına konu hükümlerin kurulduğu anlaşılmıştır. Savunma hakkı ile yakından ilgili olan son sözün sanığa ait olduğuna ilişkin usul kuralı emredici nitelikte olup bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Bu gerekçe ile Milas (kapatılan) 5. Asliye Ceza Mahkemesinin direnme kararına konu hükümlerin bozulmasına, dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verilmiştir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi  E.2017/312 K.2019/543

                                                                                                                                  Nazlı Demir

Hakimin Usul Hatası Yapması Görevi Kötüye Kullanma Suçunu Oluşturmaz

Çorlu İcra Hukuk Mahkemesinde borçlu şirket tarafından iflasın ertelenmesi talebiyle 2007 yılında açılan davada “Alacaklıların menfaatini korumak için” 16.11.2007 tarihinde verilen ihtiyati tedbir kararının, alacaklıların talebi üzerine aradan dört yıl gibi bir süre geçtiği de dikkate alınarak 28.12.2011 tarihinde kaldırılmasından sonra, kötü niyetli olarak müteaddit defa yeniden tedbir kararı isteyen borçlu şirketin talebinin kabul edilmemesi nedeniyle, borçlarını ödemekten kaçınmak amacıyla şirket merkezini 23.02.2012 tarihinde Çorlu’ya taşıyarak buna ilişkin 05.03.2012 tarihli ilan verilmiştir. Hemen akabinde 09.03.2012 tarihinde Çorlu İcra Hukuk Mahkemesine konkordato mühleti verilmesi talebiyle yaptığı başvuruyu kabul ederek “Alacaklılar yararına şirket aktiflerinin korunması” gerekçesiyle icra İflas Kanunu’nun 290. maddesinde tanınan yetkiyi aşıp;

  • Tedbir talep edenin, talep ettiği tedbirin türünü belirtmekle yükümlü olduğuna ilişkin hüküm karşısında, borçlu şirketin tedbir istemli dilekçesinde tedbirin türü ve kapsamını açıkça belirtmemesine rağmen aynı Kanun’un “Taleple bağlılık ilkesi” ne aykırı davranarak alacaklılar tarafından her türlü takip yapılmasını engelleyecek şekilde oldukça geniş bir ihtiyati tedbir kararı verdiği,
  • 03.04.2012 tarihinde şirketin rayiç değerinin tespiti konusunda bilirkişi olarak görevlendirilen kişilere 1.500TL bilirkişi ücreti takdir edilmesine rağmen bu avansın ödenmesi için davacı tarafa süre vermediği gibi, Kanun’un 267. maddesine aykırı olarak bilirkişileri Antalya ilinden seçtiği,
  • Manavgat’ta bulunan otelin rayiç değerinin tespiti amacıyla usulüne uygun keşif yapılması için yetkili Manavgat İcra Hukuk Mahkemesine talimat ve istinabe müzekkeresi yazmak yerine Antalya’da görev yapan bilirkişileri doğrudan görevlendirdiği,
  • 04.05.2012 tarihinde bilirkişiler tarafından raporun sunulduğu, ancak raporun sunulduğu tarihten önce dosyanın bilirkişilere teslim edildiğine ve yeminlerinin hatırlatıldığına dair bir belgenin dosyada bulunmadığı, bu hususun katılanlar tarafından 07.05.2012 tarihli tutanakla tespiti üzerine 09.05.2012 tarihinde bu eksiklikleri tamamladığı,
  • Şeklinde kanun ve yönetmeliklere aykırı işlemler tesis ederek katılan şirketlerin mağduriyetine neden olduğu belirtilerek TCK’nın 257/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 89 ve 90. maddeleri uyarınca hakkında son soruşturmanın yetkili mercide açılıp yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunulmuştur. 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sanığın savunmasının aksine suç kastıyla hareket ettiğine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delillerin bulunmadığı, bu itibarla yalnızca kasten işlenebilen görevi kötüye kullanma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından sanığın görevi kötüye kullanma suçundan beraatine ilişkin İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün onanmasına karar vermiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2016/981  K. 2019/490

                                                                                                                                    Sema Acar  

Şüpheden Suç Doğmaz!

Adli bir vakıadan ötürü 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan iki sanık toplamda 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Suçlamaları reddeden sanıklar kararı temyiz etti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı, delil bulunmadığı gerekçesiyle sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararını bozdu. Davayı ikinci kez değerlendiren Ağır Ceza Mahkemesi, ilk kararında direndi. Devreye giren Yargıtay Ceza Genel Kurulu, emsal nitelikte bir karar verdi. Kararda; ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” (kuşkudan sanık yararlanır) ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulunun, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlı olduğu hatırlatıldı. Gerçekleşme şeklinin kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddiaların sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı vurgulandı.

Kararda şöyle denildi; “Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirme biçimi konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkumiyeti, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkumiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır. Mahkemenin direnme kararının bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019

                                                                                                                   Ebrar Dilara Öztürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir